Giriş Sayfası Yap Açılış Sayfası Yap  | (ctrl+D)   Favorilere Ekle  Sık Kullanılanlara Ekle

Şiir

Aç ellerini Yâr...

Durup dinlediğim sessizliğindi önce...
İncinmiş yanlarından tanımıştım seni.
İç’im yanmıştı kapının arkasına çömelip ellerinin başının arasına aldığında
Sözcüklerine bağladım tebessümü Yâr...

Yürünesi yollar kapanası olduğunda kanadı yitik turnalar gördüm rüyamda...
Korkular sobeledi ömrümü çıkmazlarda...
Akordu bozuldu ömrümün...

Sustu(n).... zayii oldum...

Ellerimi cebime koydum, hüzün bulaştı parmaklarıma...
Poyrazın zulmune takıldı uçurtmalarım...
Yüreğim(n)e takıldı ayaklarım.
Düş’tüm; dizleri kanadı kısa pantolonlu çocukluğumun...

Cân’ımı yaktı masallar...

İltica ettiği ülkeden sınırdışı edilmiş olmanın hüznü ile açtım ellerimi Yıldızların Sahibine...
Bir yaş düştü iç’ime...
Ardından bir kelam dilime....

La Tâknatu ... La Tâknatu minAllah...

Düş’tüm kuyuların dibine... ama hiç düşmedim zifiri karanlık ümitsizliğe Yâr ...

Hüznü Çalan Mevsimler

Ben hüzne çalan mevsimler yaşarken
Sen hüznü çalan mevsimler yaşadın
Yaşadığın mevsimler hüznü çalıp durdu hep
Bir kapı aralığından usulca süzülen
Sessiz bir rüzgar gibi
Alıp götürdü seni sensizliği

Kaderimizdi hüzün
Birlikte paylaşmıştık hüzne dair ne varsa
Karanfiller hüzün kokuyordu
Güller hüzün...
Ve mahzun bakıyordu Lalezar
Zaman hüzünle akıyordu
Hüzünlü geçiyordu ömür
Hüzne teğet geçiyordu kutsal bildiğimiz ne varsa

Biz hüzne ayarlanmıştık
Şarkılar hüznü mırıldanıyordu
Ve hüznü çalıp duruyordu mevsimler
Bir kapı aralığından usulca süzülen
Sessiz bir rüzgar gibi
Ağır aksak çarpan yüreğime
Seni sensizliği öğütlüyordu

Ben hüzne çalan mevsimlerde yaşarken
Sen hüznü çalan mevsimler yaşadın hep
Hüzün kaderimizdi.

Susuyorum

Yangın yeri gözlerinden düşen kıvılcımlarla tutuştu yüreğim…

Önce ağlayan, sonra çığlık çığlık susan bir ben çıktı karşına…

Ellerimde titrek harfler dolanıyor…

Parmak uçlarım buz kesmiş…

Nefesim öyle yetersiz ki; ısıtamıyorum ellerimi…

Yüzümde geceden kalma gözyaşlarımın izleri geziniyor…

Her biri derin bir boşluk oluşturmuş…

Ellerimi üzerinde gezindirirken parmaklarım kanamaya başlıyor…

Her yanı kan kokusu sarıyor sevgili…

Aşkım kan ağlıyor…

Ben kan susuyorum…

Sen kan sunuyorsun…

SEN...

Sen deyince bildiğim bütün sözler uçuyor hafızamdan.
‘’Sen’’ diyorum gerisini getiremiyorum…
Bulamıyorum sen’den başka...
Sen’den öncesi de yok sonrası da…
Yalnızca belleğimde sen…
‘’Sen’’diyorum ve susuyorum…
Söylenebilecek tüm sözler korkup kaçıyor sen’den…
Ya sen’den sonrasına yakışmazlarsa…
Evet!
Bilmiyorum sen’den başka bir sen…
Kalbimde sen…
Ruhumda sen…
Dilimde sen…
Duamda sen…
Her yer böylesi sen’ken neden?
Neden sensizim ben?
Neden?

Şimdilik avuçlarıma alamıyorum gül'ü

/şimdilik avuçlarıma alamıyorum gülü,
dikenlerini avuçlayabiliyorum.
razı oluyorum can’ımın yanmasına;
can’ımı yakıyorum avuçlarımı sıkarak…/

ey benim sîne-i nurum,
ey benim nûr-u aynım,
ey benim sabrı cemîl’im,
ey avuçlarımı dikenlerine rağmen kendine toprak bildiğim gül’üm,
şimdilerde yakubî bir soluktur içime çektiğim,
dilimin kıyısına dokunan, bir baba yüreğinin niyazı kadar beyaz;
“artık bana güzel bir sabır yakışır!”
dilim, yusuf’umu besleyen bir dua için dokunur söze.
bir yusuf kuyumda ağlar, arşta yükselirken adı
bir yusuf nazarımdaki kıymetini bilmez, eza olurken ahvali sol yanıma…

bilmezsin...

gecelerden gecelere sızar karanlığım

düşler uyanır göğsümde

bedenim tarumar olur

iniltilerimden sarsılır yer,gök

leyl susuşlarıyla mühülenir dilim

mazlum bakışım ezilir yokluğunun ortasında

çehremde gülüşlerim eskir

zemheriye döner alnımdaki kader yazgısı

savrulup dururum sert boralarda

izinsiz gezinirim kentinin sokaklarında

namlunun ucunda ben

vurulan Sen olursun

kan tutar aşkımı

azgın ırmaklar gibi dökülür yaşlarım

nisan yağmurları engel olmuyor;

bu ayın ayrılık kokusunu dindirmeye

Sevdamız Bir Umutlu İmkansızlık

Zemheri sogugundayim yarim
Sensizligin pencesindeyim
Bir adim otesindeyim ellerinin
Bir anlik zamandir sesinin uzakligi
Ellerim uzansa yakalayamaz ellerini
Yurek verir de kendini duyamaz sesini
Bir baska dunyadasin sevgili
Seyran olmussun gozlerime yar
Seyrederim seni uzaklardan
Umutlu bir imkansizlikla beklerim
Istekli bir beklentisizlikle severim
Nasil anlatsam yarim derdimi
Haykiririm ismini
Dag duyar
Tas duyar
Gok duyar
Bilirim hissedersin sen de yarim
Duyamazsin ama beni
Bilirsin uzaklardayim ben
Yureginde yasatirsin sevgili beni
Gozyaslarin akar sessizce
Bilirsin hissederim gozyaslarini
Ama tutamam ellerimle
Silemem gozyaslarini dudaklarimla
Bilirsin sevgili
Mesafeler degildir bizi ayiran
Bir kus olur ucardim yine sana

Ben Sokak Çocuğuyum

şu dört direkli köprünün altında
açmışım gözlerimi
sahipsiz
rüzgar sarmış kundağımı
yağmurla beslenmişim

adımı insanlar koymuş
benden habersiz
benimsemişim
serseri derler, hırsız derler
.... derler, anlamam da
alınmam da

hiç fiyakalı dolaşmadım sokaklarda
marka satmadım
gökyüzü yorganım oldu hep
dirseğim yastık
alışkınım; kara, yağmura, soğuğa
üşümem
sıcak dokunur bana

özlemem, hiç tanımadığım hisleri
istemem varlığını bilmediğim şeyleri
kıskanmam hiç kimseyi
özenmem

halbuki bilmez kimse
kendilerinden şanslı olduğumu
daha özgür
ve daha zengin

şu deniz herkesten çok benimdir
arkasındaki orman da
bütün sokaklar benimdir herkesten çok

ULU BİR ÇINAR

Ulu bir çınar olmak vardı,
Denizin dibinde yükselen
Bir tepenin üstünde
Önünde uçsuz bucaksız mavi
Ardında göz alabildiğince yeşil
Üstünde, mutluluk veren güneş
Altında, hayat veren toprak

Ulu bir çınar olmak vardı,
Yağmurda kuşlara kol kanat germek
Gölgemle iki aşığı serinletmek
Acısa da göğsümde bir kalp barındırıp,
Aşıkların baş harfini kazıttırmak

Ulu bir çınar olmak vardı,
Fırtınalarda yıkılmamak
Dans edermiş gibi ahenkle sallanmak
Gemilere el sallayıp
Manzara resimlerine konu olmak

Ulu bir çınar olmak vardı,
Sevgililerin buluştuğu bir durak olmak
Onlarla büyüyüp, onlarla yaşlanmak
Torunlara anlatılan hikayelerde anılmak
Zamanın bir köşesinde unutulmamak

Ulu bir çınar olmak vardı,

UNUTULACAK GİBİ MİSİN?

Gün gibi yüzün,sevdiğim sen misin?
Zamana sığmıyor kör olası hasretin
Ne gün,ne gece sensiz geçmesin
Sorarım sevgili
Unutulacak gibi misin?

Kıyametler kopar içimde bilmezsin
Senin için olan acılarım dinmesin
Bilirim ki böyle sevilmeye değersin
Sorarım sevgili
Unutulacak gibi misin?

Böyle sevgiyi hiç kimse çekmesin
Benden başkası seni böyle sevmesin
Zavallı yüreğimin çaresi sensin
Sorarım sevgili
Unutulacak gibi misin?

Gözlerimin önünde bir hayalsin
Hayal olduğun kadar da gerçeksin
Gel sevdiğim!
Gel ki; yüreğim,kentim sevinsin
Sen sevgili!
Unutulmayacak gibisin...

(alıntı)

SITEM

Bendeki kararsızlığı mı soruyorsun dostum.
Bendeki ne bir yalnızlık öyküsü,
Ne de bir hasretlik türküsü.
İçimde dünden kalma hayallerle,
Bocalayıp duran bir sitem sadece.

Kararsızlıklar bütünü dünyada.
Umutsuzluk tarlası rüyada.
Ha battı batacak durgun deryada.
Tek başına kalan bir sitem bu sadece.

Solgundur, bugün burada yarın nerede.
Hep yalnızlıklarladır, işi olmaz neşede.
Dibi delik testi gibi durur bir köşede.
İçi hiç dolmayan bir sitem bu sadece.

Yılların çilesi sarmış sanki üstünü.
O bu dünyanın en berduşu en küskünü.
Nerde be dostum mutlu bir günü.
Yarını olmayan bir sitem bu sadece.

KELEBEK

Öncesinde kırmak için verdin uğraşı
Çırpınışın boşa değildi bilemezdin ki
Vurdukça kanatlarını durmaksızın
Kozasına hayatın öğrenmeliydin
İki günlük nefes için bu çırpınış
Uçtun , heveslendin
Gözlerinden ışıklar saçtın
Renkler açtın kanatlarında
Bir köşede çürüyen kozana bakmadan
Gittin gidebildiğin kadar
Bilmeliydin kelebek
Önce çıktığına
Sonra uçtuğuna
Rengine, nefesine
Şükretmeliydin.
Ölümdü gelen peşin sıra
Bakmalıydın ardına

Sen rüzgarın savurduğu yöne mahkum
Kuru kanatlı iskelet
Bahara ihanet eden çiçekler
Şimdi hani nerde
Nerde güzellikler
Hayat hiç bitmezmiş gibi gelir
Demedi mi sana melekler ?
Yoksa duymadın mı ?

Can ki emanet
Sen ki seni sakınana ettin ihanet

KAPATIYORUM GÖZLERİMİ SONSUZLUĞA...

Kapatıyorum gözlerimi sonsuzluğa...
Tek bir anı bırakmadan
Yokluğundan yapılmış bu kenti siliyorum...
İçimin unutulmayan yüzü!
Sen hiç anlamadın gözleri sensiz kızı...
İçi seninle dolup taşan
Varlığına ağrılar büyüten
Bu çaresizi hiç anlamadın!...
Bu kentte yaşamak ölüm kadar yalnızlıktı bana
Olmayanı hayalimde görürdüm,
Olanlarsa hep uzağımda...
İşte ben de gidiyorum;
Uzağındayken daha da uzağına...
İçimin çoğunluğu doludur seninle...
Bendeki seni anlatamaz sözlerim ama,
Sensiz kere sen varsın içimde!
Ne kadar sensizsem
O kadar senle doluyum işte!...
Düşünce değil
Ben her daim seni yaşarım buralarda...
Oysa şimdi
Kapatıyorum gözlerimi sonsuzluğa...
Dayanma gayretim çok ama,

HALKIN EKMEÐÝ

Bilin: Halkýn ekmeðidir adalet.
bakarsýnýz bol olur bu ekmek,
bakarsýnýz kýt,
bakarsýnýz doyum olmaz tadýna,
bakarsýnýz berbat.
Azaldý mý ekmek,baþlar açlýk,
bozuldumu tadý,baþlar hoþnutsuzluk boy atmaya.

Bozuk adalet yeter artýk!
Acemi ellerle yuðurulan,iyi piþirilmemiþ adalet yeter!
Yeter katýksýz,kara kabuklu adalet!
Dura dura bayatlayan adalet yeter!

Bolsa insanýn önünde ekmek,lezzetliyse,
gözler öbür yiyeceklere yumulsada olur.
Ama her þey bollaþmaz ki birdenbire...
Bilirsiniz,nasýl bolluk doðurur ekmek:
Adaletin ekmeðiyle beslene beslene.

Ekmek her gün nasýl gerekliyse nasýl,
adalet de gerekli her gün,
hem o,günde bir çok kez gerekli.

Sabahtan akþama dek,iþ yerinde,eðlencede,

Aglamak için gözden yas mi akmali?

Aglamak için gözden yas mi akmali?
Dudaklar gülerken insan aglayamaz mi?

Sevmek için güzele mi bakmali?
Çirkin bir tende güzel bir ruh,kalbi baglayamaz mi?

Hasret özlenenden uzak mi kalmaktir?
Özlenen yakindayken hicran duyulmaz mi?

Hirsizlik;para,mal mi çalmaktir?
Saadet çalmak,hirsizlik olamaz mi?

Solmasi için gülü dalindan mi koparmali?
Pembe bir gonca iken gül dalinda solmaz mi?

Öldürmek için silah,hançer mi olmali?
Saçlar bag,gözler silah,gülüs kursun olmaz mi?

Kurumuş Gül

Kurumuş bir gül buldum
Defterimin arasından
Birden içimi sonsuz
Mutluluk kapladı
Yeniden dogmuş gibi
İlk günkü kadar taze degıldı ama
Hatırası o kadar eskımemıstı
Gözlerımı kapadım bır an
Ve..........
Kurumuş bır gülü kokladım
Yagmurlu bir günü hatırlattı
Mutluluktan sarhoş oldugum bır anı
O an senı ıcıme cektım cektıkce daha cok
Gömüldüm anılara yıkıldım
Ah o cocuksu sevdam
Düşündükce göklere çıkardıgım
Saf ve temız cocuksu sevdam
Sonra vakitsiz uyanı verdim
Biliyormusunuz
Şimdiki aşklar sevgiler o kadar cocuksu degıl
Umudun mutlulugun yerıne
Yıkılışı vaad ediyorlar
Belkide bunlardır kurumuş güle düşünlüğümün sebebi .....

KARDELEN

Bu bendeki bir dert ki, anlatamam kimseye...
Kulak verip de beni dinler misin kardelen?
Sardı tüm benliğimi, mecalim yok gülmeye
Sen de benle aĞlayıp, inler misin kardelen?

Mis gibi sıla kokan eş-dost mektuplarında,
Taze güller yeşerir eski anılarında
Hatıralarla dolu gurbet akşamlarında
Hasret denen türküyü söyler misin kardelen?

Bütün duygularını bir deftere yazmanın,
Dertlerini duymayan duvara anlatmanın,
içinde ne var ise, hep içine atmanın,
Ne demek olduğunu, bilir misin kardelen?

Dostu oldum kaç defa sabahsız gecelerin.
Defterimde yeri yok anlamsız hecelerin.
Çözemedim bir türlü; bu zor bilmecelerin
Cevabını sen bana, çözer misin kardelen?

Ne kadar tattırsa da ayrılık acısını,

::::SEVDİĞİN KADAR SEVİLİRSİN:::

YERİN SENİ ÇEKTİĞİ KADAR AGIRSIN,
KANATLARIN ÇIRPINDIĞI KADAR HAFİF.
KALBININ ATTIGI KADAR CANLISIN
GÖZLERİNİN UZAĞI GORDUGU KADAR GENÇ,

SEVDIKLERIN KADAR IYISIN,
NEFRET ETTIKLERIN KADAR KÖTÜ,
NE RENK OLURSA OLSUN KAŞIN GÖZÜN
KARŞINDAKİNİN GÖRDÜGÜDÜR RENGİN,

YAŞADIKLARINI KÂR SANMA,
YAŞADIGIN KADAR YAKINSIN SONUNA,
NE KADAR YAŞARSAN YAŞA,

İhanetin adı göçmen bir kuşa verilmiş,Sadakatın adı ise bir Serçeye

İhanetin adı göçmen bir kuşa verilmiş,
Sadakatın adı ise bir şerçeye

Göçmen kuş bütün bahar ve yaz boyunca
Küçük köyün üstünde uçmuş şerçeyle beraber

Küçük sinekleri, kurtları yemişler
Kış yağmurlarıyla şaha kalkmış derelerden şu içmişler

Masmavi gökyüzünde dans etmişler
Çiçek açan ağaçlara konup, papatya tarlalarında gezmişler...

Ne Yana Bakarsam Bakayım Seninleyim..

Uçurumun kıyısındayken bile,her an’ım seninleymişçesine yüreğimin çırpınışları yankılanıyor her yerde..
An geliyor,beni terk edip gidişini anımsıyor ve kendimi bu uçurumun kıyısından sonsuzluğa bırakıp sana gelmeyi düşlüyorum..
Ama biliyorum
Biliyorum yinede dinmeyecek bu yalnızlığım
Dindiremeyecek hiçbir şey!
Çünkü;

"Dön"

denize karşı bir bankta oturmuştu yalnızlık..
çağırsa gelir miydi peşinden onu en çok seven?
sevgi emekti hani?
gelmeliydi..affetmeliydi..yanarsa pişmanlıktan,
kendi karanlığında kaybolursa insan,
ne verilen selamı anlar ne de bi ışık görür gönül gözü..
o çok sevendir tek çare!
yalnızlık acı sözün özü...

aklıma düştün yine yine bu gece,
andım aslında seni her gün her gece!

"Aşk Denen Tek Hece Hâlâ Sende"

Ne işim var bu saatte burada
Belki gelirsin diyemi bekliyorum seni
Gelmeyeceğini bilerek beklemek, sanki
Öleceğini bilerek kurşundan kaçmak gibi
O metalin soğuğunu hissetmek teninde
Son kez nefes almak istersin ya hani...

Gecenin ayazı çok soğuk
Gözyaşımsa beni ısıtmak istercesine sıcak
Yanaklarımda izler oluşturmuş akan yaşlar
Hissediyorum, geçtiği yerler hala ıslak

AYDINLIK

Hicbir vakit tam karanlik degil gece
Kendimde denemisim ben
Kulak ver dinle
Her acinin sonunda acik bir pencere vardir
Aydinlik bir pencere
Hayal edilecek bir sey vardir
Yerine getirilecek istek
Doyurulacak aclik
Cömert bir yürek
Uzanmis acik bir el
Canli canli bakan gozler vardir
Bir yasam vardir yasam
Bolusulmeye hazir.

Paul ELUARD

Başka Türlü Birşey

Başka türlü birşey benim istediğim
Ne ağaca benzer ne de buluta
Burası gibi değil gideceğim memleket
Denizi ayrı deniz havası ayrı hava

Nerde gördüklerim nerde o beklediğim
Rengi başka tadı başka

Bir başka yolculuk dalından düşmek yere
Yaşadığından uzun
Bir tatlı yolculuk dalından inmek yere
Ağacın yüksekliğince dalın yüksekliğince rüzgarda
Ve bir yeni ömür vardığım çimen yeşilliğince

Elhan-ı Şita

ir beyaz lerze, bir dumanlı uçuş,
eşini gaib eyleyen bir kuş gibi kar
gibi kar
geçen eyyâm-ı nevbaharı arar...
ey kulûbün sürûd-i şeydâsu,
ey kebûterlerin neşideleri,
o baharın bu işte ferdâsı
kapladı bir derin sükûta yeri
karlar
ki hamûşâne dem-be-dem ağlar.
ey uçarken düşüp ölen kelebek
bir beyaz rîşe-i cenâh-ı melek
gibi kar
seni solgun hadîkalarda arar.

Bizim Hikayemizi Biz Yazarız! ...

Ha sonbahar gelmiş;
Sarısını hüznümden, serinliğini yüreğimden damıtıp...
Ha gündüze küsmüşüm...
Boynumun büküklüğüne bahanem çok!
Gözyaşı ustasıyım; işsiz...
Ve yalnız...
(Sonra seni düşündüm... Bir an! Ey sevgili! “Ahir zaman” deyip geçiştirmek çok zor! Ne kılıcımda kan izi var. Ne muhabbetin dindiriyor acımı. Bu hal nedir?)

Şiir aramayın enkazımda...

Bugün seninle son günüm

son defa senin icin gözyaslarima boguluyorum bugün
icim aciyor, yalanla dogru kardes olmus
saglar sollar birlesiyor
yollumu kesiyor

bu yüzden son defa senin icin
inancim beni yalniz birakmadigi icin
yanildim, yalanmis dememek icin
hatiralari bozmadan son kez aliyorum kalemi elime
sanadir bu satirlarim, sen dinlemesende
tanimadan güvendim, sen bilmezsin
hergün yollunu gözledim hayallere dalip

Sorgucular

Kimileri hep suçluyor
Kimileri sorguluyor
Yaralı yüreğime kara çalıyor.

İhanet zincirini tutan utansın
Dönüp arkasına bakan utansın
Dost diye bağrıma bastığım insanlar
Arkamı dönünce vuran utansın

Durmadan hep soruyorlar
Aç bırakıp gülüyorlar
Emekleyen yüreğime usta diyorlar

Usta değil acemi bir işçiyim ben
Onurlu bir kavganın neferiyim ben
Dostun dostu, düşmanımın eveliyim ben

Anlatmalıymış Meğer

Dün gece seni gördüm yine
Bembeyaz bir yağmur içinde
Bir rüya değil sanki
Gülüyordun gözlerime

Her damla bir keder
Gözlerimde yaş oldun
Yetti bundan fazlası ölüm
Gelme artık gecelerime

O günlerden bir rüzgar eser
Ümitlerin seni terkeder
Senden o bakışlarını gizler
Kapkaranlık bir keder

Hayatta paylaşmaya değer
Bildiğin bir sır varsa eğer

Ey İstanbul

zaman ayrılığı vurur…
dipsiz bir sevda yokuşunda…
yanımda kal..bırakma yaban sevdalara…
düşü olmayan acı sonsuzluğa…

geceye inat yokluğunda…
bir bedel ki sürgünlerde sensizliğim…
sonu yok…dönüşü yok…
bedeli bensizlik olsun ihanetinin…

Dün gece bizim deniz fenerinin altında oturdum…
gökyüzü, deniz ve de ben…
her akşam seni bekliyoruz!

Anket

Powered by Drupal - Design by artinet