Giriş Sayfası Yap Açılış Sayfası Yap  | (ctrl+D)   Favorilere Ekle  Sık Kullanılanlara Ekle

Evlilik

Söylenmemiş sevgi sözleri neyi erteliyor?

Sevdiğinize, eşinize nasıl hitap edersiniz? Şefkat mi daha ağır basar, merhamet mi? Sevgi mi eklersiniz, emir kipinde nefret mi? Sesinize eklenti olarak ne gönderirsiniz. Her ifade edişiniz, her sesiniz bir feryat olarak mı çıkar?

Sevgiyi bulmak kolay, zor olan onu elinde tutabilmek. Sevgiyi duyabilmekle işin halledildiğini zannedenler aldanıyor. Zira iş bitmiyor belki asıl o zaman başlıyor.

Herkes sevgiden bahsediyor. Ama çoğunun gerçek sevgi ile zerre kadar bir ilgisi yok. Güya “aşk”la birbirine bağlanan bazı çiftler bir bakıyorsunuz çok geçmeden “şiddetli geçimsizlik” nedeniyle ayrılıyor. Ne kadar şişirilirse şişirilsin, ne kadar reklam cümleleriyle galeyena getirilirse getirilsin özünde ısmarlamalık ve ruhsuzluk hakimse, modern sevgiler uçucu parfüm kokusu gibi geçici oluyor ve ardında derin bir pişmanlık bırakıyor.

Kendinizi Tanımadan İyi Bir Eş Olamazsınız!

Evlenmeye karar verdiğinizde, karşınızdakinin uygun kişi olup olmadığını anlamak için öncelikle kendinizi tanımanız gerekiyor. Nasıl bir kişiliğiniz olduğunu, ihtiyaçlarınızı, evlilikten beklentilerinizi, hayat görüşünüzü ve ahlaki değerlerinizi tespit etmeniz, karar verirken işinizi kolaylaştıracaktır. Kendini tanıdıktan sonra, kişinin evlenmeyi düşündüğü insana da olduğu gibi görünmesi gerekir.

AYNI İNANCA SAHİP OLMAK UYUM ANLAMINA GELMİYOR

Genellikle eşler birbirini tanımadan, biyolojik ve maddi yeterliliğe göre veya yine bu kriterlere önem veren tanıdıklarının tavsiyesine göre karar veriyor. İnancın kişiliğe getirdiği olumlu özellikler o kişinin sahip olduğu özelliklerle orantılı. Yani aynı inanca sahip olmak evlilikte mutlak bir uyumu sağlamayabiliyor.

Evlilikte Mutluluğu Ebedi Kılmak İçin...

Çok büyük aşklarla ve umutlarla başlayan evliliklerde bile, ilk zamanlardaki coşku bir süre sonra yerini monotonluğa bırakır. Bunu önlemenin en önemli yollarından biri ise çiftlerden her birinin, birbirinden bağımsız hayatları olduğunu kabul etmeleridir. Kendi hayatınızı ihmal etmeyin.

Evliliklerde çiftler bazen etraflarında başka insanlar, aktiviteler vb. olduğunu unuturlar ve sadece birbirlerine odaklanırlar. Bu anlaşılır bir durum olmakla birlikte dışarıya açılan bir pencereniz olmazsa bir süre sonra birbirinizi boğabilirsiniz.

Bir birey olarak değerinizin farkına varın ve ondan bağımsız aktivitelerde de bulunun. Böylece hem kendinizi iyi hissedersiniz hem de evliliğiniz sıkıcı hale gelmez.

Evlilik nedir?

Evlilik bir sanattır; ailemizdeki mutluluğumuzu sürdürebilmemizde sanatımızı nasıl icra etiğimizle yakından ilişkilidir. Hangi dallarda mı sanatımızı göstermemiz gerekli, gelin kısaca göz gezdirelim.

Evlilik, güzel ve etkili konuşma sanatıdır. Güzel görebilme ve güzel düşünebilme becerisidir. Karşınızdakini anlayabilme (empati) ve kendinizi anlatabilme yeteneğidir. Karşınızdakinde görmek istediğiniz bütün güzellik, iyilik, olgunluk hallerini önce kendinizde gerçekleştirmeye çalışmadıkça hiçbir şey istediğiniz gibi gitmeyecektir.

Aradığınız niteliklerde bir insan bulma gayretinden önce aranılan niteliklere sahip bir insan olmayı gaye edinmeliyiz.

Evlilikte ALTIN Kurallar

“Mutlaka evlenin, eşiniz iyi çıkarsa mutlu olursunuz. Kötü çıkarsa filozof olursunuz.” Sokrates

Toplumsal yapımızın sağlıklı bir şekilde devam edilmesinin yolu sağlıklı ve mutlu bir evlilik kurumunun devamıyla mümkündür. Sorunlu evlilikler sorunlu kişilerin ve sorunlu çocukların nedenidir. Sonunda ekonomik sıkıntılarında eklenmesiyle kendiyle ve toplumla kavgalı, toplum ve devlet yapısı için tehlikeli bireyler meydana gelir. Bu durum toplumsal çatışmaları ve terörü destekler. İşte bu nedenlerden dolayı bu yazımın amacı, evlilik aşkınızı öldürmeden, evlilikte yaşanabilecek pek çok sorunun çözüm yollarının anlatılması ve uzun evliliklerin gizemli görünen sırlarını vermektir.

EVLİLİKTE ALTIN KURALLAR

Evliliği Yürütmek İçin

TÜRKİYE’DE ‘evlilik okulu’ adı altında hizmet veren özel veya resmî bir eğitim kurumu biliyor musunuz? Ben bilmiyorum, en azından duymadım. Bazı üniversite hocalarının özel çabalarıyla ‘ana baba okulu’ adı altında halka açık kurslar düzenlendiğini biliyorum, ancak gençleri evliliğe hazırlayan bir ‘evlilik okulu’ bilmiyorum.

Beni çok seviyordu neden aldattı ki

"İnsanlar çokeşlidir, onları tekeşliliğe zorlarsanız aldatır" diyen Prof. Dr. Mansur Beyazyürek, aldatmayı psikolojik bozukluk olarak değerlendirmenin yanlış olacağını söylüyor. Beyazyürek'e göre; eğitimsel, sosyal, kültürel özellikler bir araya geldiğinde aldatma kaçınılmaz olarak ortaya çıkıyor.

Ünlü Psikiyatrist Prof. Dr. Mansur Beyazyürek, hastası Bayan C'nin evliliğinin aldatmayla nasıl sarsıldığını ve terapi süreci içinde neler yaşadığını anlattı. Beyazyürek, Türk toplumunda en sık rastlanan aldatma türlerinden birini, psikiyatrik açıdan yorumladı...

1. Seans:
İlk geldiği gün aldatıldığı için mutlaka boşanmak istediğini söylüyordu

Evlilik

Evlilik, inanmadığım halde içerisinde 17 seneyi
bitirdiğim bir kurum benim için..
17 senede (abartmıyorum) 40 çift arkadaşımın son
verdiği kurum aynı zamanda da...
Evliliğimin bu kadar uzun sürmesinin gizi belki de
kuruma inanmamaktan geçiyor.
Evliliği toplumun dayattığı şekilde
yaşamamaktan...
Nedir bu dayatmalar?
Erkeğin muhakkak kadından yasça büyük olması, eğitim

Evliliğin düşmanları

Eleştiri

EŞİNİZE ÖZEL ALAN BIRAKIN

Evlenen insanlar, eşlerinin kendilerinden tamamen ayrı şartlarda, ayrı değer ölçüleriyle yetiştiğini bilmeliler. Bu sebeple uyduğumuz ve mutlaka uyulması gerektiğini düşündüğümüz değer ölçüleri için eşimize biraz esnek bir alan bırakmalıyız. Çünkü onun da bize göre çok farklı değişmez değerleri bulunabilir.
Bildiğiniz gibi insan bir günde yetişmiyor. Yılların emeğiyle hazırlanan insan binasını öyle kolay kolay değiştiremeyiz. Bu arada, evlendiğimiz insanı bizim değerlerimizi onaylasın ve bundan başka bir talebi, farklı düşünce biçimleri de olmasın diye alıp almadığımızı, eğer böyle yapmışsak haklı olup olmadığımızı, haklı isek hangi hususlarda haklı olduğumuzu bir kere daha düşünmeliyiz.

YENİ EVLİLERDE EŞYA PROBLEMİ

Evlenecek gençlerin nerede oturacakları, evlilik kararından önce taraflarca tespit edilmeli ve bilinmelidir.

Meselâ, erkek eğer ailesiyle birlikte oturacaksa bunu baştan söylemelidir. İki taraftan biri, yeni evlilerin kendileriyle aynı evde, aynı apartmanda, yan yana veya üst üste oturmasını istiyorlarsa bunu onlara söylemeliler. Bazı şeylerin, itiraz etmenin durumu değiştirmeyeceği noktalarda söylenerek, oldubittiye getirilmesi doğru olmaz. O anda bir şeylerin hatırına üstü örtülse bile ilk fırsatta dile getirilip, ortaya dökülecektir.

YUVA'YI KURARKEN

Yuva, çileli hayatın sıkıntılarından, ıstıraplarından bizi çekip kurtaran, şefkatli kollarında tatlı nağmeleri ile avutan, yüreğimizdeki keder tortusunu mahir elleriyle arıtan ve bizi yepyeni ümit ve cesaretlerle hayat mücadelesinin içine gönderen huzur ve diriliş ocağı değil midir?

Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar

BU öykü Malkara köylerinden alınmış olup belli bir kişinin dilinden yazıya geçirilmiş değildir. Çevrede herkes tarafından bilinen bir öyküdür.
Söylentiye göre, çok eskiden köyün birinde Zeynep isimli çok güzel bir kız vardı. Onaltıya yeni bastığında Zeynep’i köylerindeki bir düğünde aşırı (yabancı) köylerden gelen Ali isimli bir genç görür. Ali Zeynep’i çok beğenir ve köyüne döndüğünde kızın babasına hemen görücü gönderir.

Ev’den Yuva’ya

Neye, nereye bakarsak bakalım, eşsiz bir ahenk ve düzen hemen dikkatimizi çeker. Kuşların, balıkların, bitkilerin, ağaçların, denizlerin, hasılı yeryüzünün birbiri arasındaki uyum bizi kendine hayran bırakır. Eğer anlamsız gayretkeşliğimiz, cahilce müdahalelerimizle yaratılmışların işine burnumuzu sokmamışsak, her şey ilahi planın mükemmelliğini, evrenin sonsuz sırrını sergiler.

Evlilik Ebedî Bir İhtiyaçtır

Aile yuvasını bir yük kabul eden, tek başına bağımsız yaşamayı mutluluk sanan bir tanıdık, eşini boşamış, iki çocuğunu bir kenara atmış ve toplumun içine dalmıştı. Bu şekilde kendisine kimse karışmayacak, özgür kalacak ve hayatın tadını çıkaracaktı.

Ama bu hayali, sandığından da çabuk yıkıldı.

Hazin bir "yanlış evlilik" romanı

Fikret ve Gamze için her şey ne güzel başlamıştır. Başlangıçta birbirlerine zıt gitmelerine rağmen, Gamze’nin Fikret’e verdiği bir buket gül önce kalplerini, sonra yuvalarını birleştirmiştir.

Ama Fikret’in asker arkadaşı Alper’in aracılığıyla hayatını değiştirmesi, Gamze’yi olumsuz etkileyince büyü bozulur âdeta. Gamze böyle bir değişime hazır değildir, eski günlerini özler, evden ve Fikret’ten soğur, öyle ki çocuğuyla bile ilgilenmez. Sonuçta kaçınılmaz son gelir: Ayrılık.

Benim annem her günün annesi

Bugün Anneler Günü, anne! Bugün unutulan anneler hatırlanacak, hediyeler verilecek, ziyaretler edilecek. Kimi çocuklar yoğun meşguliyetinden dolayı bugünü “bir telefonla” geçiştirecek. Kimileri ona da fırsat bulamayacak.
Ve bugün, bazı annelerin gözü kapıda, kulağı telefonun zilinde olacak. Bugün birçok anne mutlu olup sevinçten uçacak. Birçoğu da boşuna bekleyecek, hayal kırıklığına uğrayacak. Rengârenk çiçekler, kurdeleli hediye paketleri, “canım annem, bir tanem” sözleri sadece hayallerini süsleyecek.

“En Sevgili”yle Sevgililer Günü

Geçtiğimiz yıl Ocak ayında telefonumun ajandasını açıp 14 Şubat’a, “En Büyük Sevgiliyle Sevgililer Günü” yazmıştım. Henüz Türkiye’deydik. Birkaç gün sonra eşimle hac yolculuğuna çıkacaktık ve 14 Şubat’ta Medine’de, Allah’ın habibi Peygamber Efendimizin (a.s.m.) huzurunda olacaktık.

Bize sevgiyi, sevmeyi, kimleri ve nasıl seveceğimizi öğreten Güzeller Güzelinin yanında kutlayacaktık Sevgililer Gününü.

Kadir Gecesinin kadrini biliyor muyuz?

Büyük bir ülkenin sahibi ve sayısız hazineleri bulunan bir padişah tahta çıkışının yıl dönümünde, sarayın kapılarını halka açıp şöyle bir ilân yaptırmış:

“Ey millet! Herkes dilediği kadar altın, pırlanta, elmas, zümrüt, inci, mercan, zebercet alsın. Kabınızı getirin, istediğiniz kadar doldurun.”

Bedavadan hazinelerden gönlünce yararlanmak iyiymiş, hoşmuş ama; padişahın bir şartı varmış.

EVLİLİĞİN VAZGEÇİLMEZİ: PAYLAŞIM

Soğuk bir kış akşamı, bir pidecinin kapısından içeri, yaşlı bir amcayla teyze girmiş, bir masaya oturmuşlar. Amca masaya gelen garsona, büyük bir pide, bir çoban salata ve bir ayran ısmarlamış. Garson az sonra siparişleri getirmiş. Amca pideyi ikiye bölerek yarısını teyzenin önüne koymuş, sonra salatayı ikiye bölerek tabağın karşı kısmına doğru itmiş, sonra ayran bardağını ortaya koymuş, önce bir yudum kendisi içiyor, sonra da teyze bir yudum alıyormuş.

AİLEYİ AYAKTA TUTMAK İÇİN

Yıllarca süren borç ödemeleri, hem kişisel ihtiyaçların karşılanmasını engelliyor, hem de ev, araba, ev eşyası, ulaşım, sağlık, giyim, mutfak harcamaları gibi aklınıza gelen tüm kalemlerde beklentilerin karşılanmamasını netice veriyor.

Yıllardır yaşadığı ailevî problemlerden dolayı bunalan Ayşe Hanım, kocası Ahmet Bey’e, umutla seslendi:

“Artık bu sorunu kendimiz çözemiyoruz. Gel bir psikoloğa gidelim.”

Tek taraflı gayret yeterli mi?

TABİÎ bir önceki bölümde geçen önerilerimizi okuyunca hemen, “Tek taraflı olmuyor, iki tarafın da gayret göstermesi gerekir” diyeceksiniz.

Tüm ikili ilişkilerde olduğu gibi, eşlerin mutluluğu da ikisinin gayretiyle olursa daha kolay ve çabuk gerçekleşir. Çünkü, söz konusu olan, bireysel davranışlar ve kişisel dünyamız değildir; karı ve kocanın oluşturduğu ailedir.

MAHKEMEDEN BALAYINA

Ünlü aile danışmanlarından Gary Chapman, Zig Ziglar, Susan Heitler, yazdıkları kitaplarda öyle umutsuz olayların çözülüp mutluluğa dönüştüğünü anlatırlar ki, şaşar kalırsınız. Hatta aile danışmanları, sorunu çözülen kişilerce "mûcize adam" olarak tanıtılır. Çünkü, yüzde yüz bir boşanmayı engellemiş, neredeyse birbirinden nefret eden iki kişinin tekrar birbirini sevmesini sağlamış ve geçinemeyeceklerine kesin inanmış eşlerin mutlu olmalarına vesile olmuşlardır.

Eşinizi Doğru Tanıyın

Ailevî sorunların meydana gelmesinde ve sürmesinde en önemli faktörlerden birisi, eşlerin birbirlerini yanlış tanıması ve yanlış anlamasıdır. Sorun olan ailelerde iki taraf da, kendisini hatasız ve kusursuz görüyor. Her zaman en doğruyu kendisinin yaptığını, gereken fedakârlığı gösterdiğini, ancak hep haksızlığa uğradığını düşünüyor.

İşte burada Nasreddin Hoca'nın ünlü bir fıkrası akla geliyor. Bir gün aralarında anlaşmazlık bulunan iki kişi Hocanın yanına gelir. Birinci adam, olayı kendi açısından güzelce anlatır. Bunu dinleyen Hoca:

Muhteşem mutluluk sarayları kurabilirsiniz

Belki yeni evlisiniz, belki de aynı yastıkta nice yıllar geçirdiniz. Zaman zaman eşinizle yaşadığınız tartışmaları, anlaşmazlıkları ve huzursuzluğu düşünüp, kendi kendinize şöyle sordunuz mu hiç:

"Acaba yanlış bir evlilik mi yaptım? Neden mutluluk çiçekleri açmasını beklediğim güzel yuvamda hazan mevsimini yaşıyorum? Yemyeşil ağaçlarımın yaprağı neden dökülüyor? Hani muhteşem bir mutluluğu doyasıya yaşıyacaktım? Neden huzursuzum, mutsuzum, şevksizim?"

Ailede Kriz Yönetimi

Aile içindeki huzuru sarsan faktörlerden birisi, “parasal yetersizlikler"dir. Ev ihtiyaçlarının karşılanmasından eşinizin isteklerini yerine getirmeye, çocukların eğitiminden sizin moralinize kadar birçok konuda paranın etkili olduğu inkâr edilemez.

İşinde başarısız olan bir erkeğin zihni bir dizi sorunla doludur. Evdeki ilişkileri de bu sorunlardan olumsuz bir şekilde etkilenir. Özellikle ekonomik kriz dönemlerinde huzursuzluk artar.

Evliliğin ilk yıllarının zor geçmemesi için ne yapmalı?

Evliliğin ilk günlerinden itibaren eşler kendi aileleriyle yeni kurdukları yuva arasında ne kadar uyumlu bir denge kurmuşlarsa evlilik müessesesi de o kadar sağlam temeller üzerine oturur. Genellikle evliliğin ilk yılları evliliğin gidişatı açısından çok önemlidir. Bilimsel çalışmalar da evliliğin ilk yıllarının ailenin temelini oluşturması açısından önemli olduğunu göstermektedir. Evlilik ekonomik, duygusal, sosyal, fikrî, pek çok yönü içine aldığından eşlerin bu konulardaki değerleri, kalıplaşmış düşünceleri açısından ilk yıllar bir uyum dönemidir ve bazıları için zor geçebilir. Bu uyum döneminde her iki tarafın ailesi önemli rol oynarlar. Aile, kişinin hayata bakışında davranışlarında sahip olduğu değerlerin ve kalıplaşmış düşüncelerin 1. dereceden belirleyicisidir. Kişinin düşünce yapısında hayat felsefesinde arkadaşlarının, aldığı eğitimin, okuduğu kitapların etkisi olsa da en etkili kaynak ailedir.

EVLENİLECEK KADIN

Meşhur Kadı Şüreyh'e bir gün delikanlının biri gelerek, kendisiyle özel olarak görüşmek istediğini söyledi. Kadı Şüreyh bu delikanlının isteğini kırmadı ve onunla görüşmeyi kabul etti. O genç, evlenmek istediğini; fakat evleneceği kadının tahsil görmüş ve şehirli olmasını arzu ettiğini söyledi. Fakat, yine de bu konuda tavsiyelerde bulunmasını istedi.

Bunun üzerine Kadı Şüreyh, eş seçiminin önemli olduğunu, eş tercihinde bulunurken Resûlullah'ın bu konudaki tavsiyesinin "dindar olanının tercih edilmesi" biçiminde olduğunu söyledi. Ayrıca seçilen eşin, aile yapısının ve aileden gördüğü İslâm terbiyesinin de önemini belirterek, kendi başından geçen evliliği şöyle anlattı:

HANIMA NASIL DAVRANMALI?

İslâm âlimlerinden, " Hasen Fehmî Efendi",Âile seâdeti bâbında şöyle derdi:

"Güzel huylu " olmalı bir erkek hanımına.Şefkat ve muhabbetle davranmalı hep ona.Ev içinde, dâimâ " Güler yüzlü" olmalı.Ona karşı yumuşak ve nâzik davranmalı.Önce selâm vermeli, girince eve erkek.

Hatırını sormalı, hem ( Nasılsın?) diyerek.Neş'esiz, üzüntülü görürse onu eğer,Tesellî eylemeli söyleyip güzel şeyler.

Onu "Çok sevdiğini " bildirmeli kendine.İştirak etmelidir sevincine,derdine.
Ağır ve zor işleri, meselâ çarşı pazar,İşlerini, hanıma yaptırmamalı zinhâr.

Evliliğin İlk Yılları

Evliliğin ilk günlerinden itibaren eşler kendi aileleriyle yeni kurdukları yuva arasında ne kadar uyumlu bir denge kurmuşlarsa evlilik müessesesi de o kadar sağlam temeller üzerine oturur.

Genellikle evliliğin ilk yılları evliliğin gidişatı açısından çok önemlidir. Bilimsel çalışmalar da evliliğin ilk yıllarının ailenin temelini oluşturması açısından önemli olduğunu göstermektedir. Evlilik ekonomik, duygusal, sosyal, fikrî, pek çok yönü içine aldığından eşlerin bu konulardaki değerleri, kalıplaşmış düşünceleri açısından ilk yıllar bir uyum dönemidir ve bazıları için zor geçebilir. Bu uyum döneminde her iki tarafın ailesi önemli rol oynarlar. Aile, kişinin hayata bakışında davranışlarında sahip olduğu değerlerin ve kalıplaşmış düşüncelerin 1. dereceden belirleyicisidir. Kişinin düşünce yapısında hayat felsefesinde arkadaşlarının, aldığı eğitimin, okuduğu kitapların etkisi olsa da en etkili kaynak ailedir.

Anket

Powered by Drupal - Design by artinet