Giriş Sayfası Yap Açılış Sayfası Yap  | (ctrl+D)   Favorilere Ekle  Sık Kullanılanlara Ekle

Şiir ve Güzel Sözler

Çizibilseydim

Çizebilseydim
Bahar olacaktı yüzün…
Yazabilsem,
En uzunu şiirlerin...
Olmadı, beceremedim...
Adını duvarlara yazacak çağım da
Çoktan geçti benim.
Yasak sevdamın
Gözaltı tarafı...
Çaresiz,
Seni yüreğimde erittim.
Ama yine de hoş geldin eskiyen yüzümün yeni gülümseyişi
Hoş geldin!...
'Ağır ağır çıkılan bir merdiven' yok...
Eskittiğin yıllardan değil,
Sızlayınca yüreğin, anlıyorsun: yine gecikmişsin...
Sen, yeni yeni öğreniyorsun sevmeyi,
Bense çoktan düşürmüşüm aklıma ölümü...
Gönlün bedene baş kaldırdığı yerdeyim...
Ama yine de hoş geldin
eskiyen yüzümün yeni gülümseyişi, hoş geldin
Ben bir bu dağları eskitemedim,
Bir de sana düşmüş yüreğimi...
Gittiğim yolları hiç hesaba katma!
Düşünü görmediğim uykular zaten haram
Gökyüzünü boyayacak zaman da kalmadı...
Haydi sar kollarını...
'Ayrılık' diyeceğim,
Dilim varmıyor...
Daha yeni söylemiştim;
Hoş geldin eskiyen yüzümün yeni gülümseyişi, hoş geldin.
Deniz tuzunu saklıyor
Çizdiğim beyazlarda
Karlar çürüdü
Suyumuz ekşi,
Gönlümüz kırık.

Sığmadın Cümlelere

Sana ulaşmamı engelleyecek her şeyi eritirdim, kül ederdim. Sana ulaştığımdaysa sakin bir göle dönüşürdüm. Ve o göle bir tek sen girebilirdin… Sevdim ve hayrandım da. Her halin çekti beni. Duruşunu, uyumanı, gülmeni, kızmanı, şaşkınlığını, saflığını, kurnazlığını, çocukluğunu, olgunluğunu sevdim. Sesini de sevdim suskunluğunu da. Küçük oyunlarını, kaprislerini, sitemlerini, korkularını sevdim.

Seni ve o doyumsuz sevdanı, uçarı sevdanı anlatacak kelime bulamadım çoğu zaman. Sığmadın cümlelere ve hiç bir cümle seni yeterince tarif edecek kadar derin olmadı. Seni severken yorulmadım. Çünkü sen yasam kaynağıydın. Her gün yenilendim. Seninle çoğaldım, büyüdüm. Eksik kalan neyim varsa tamamladın. Ölmeyecektim çünkü sen ölmezliğin ta kendisiydin.

gururlu ol...

Bir anlık bir sevdanın peşinden gittin,
Şimdi mutlu değilsin ya dönüp bana mı geldin,
Bu dünyada aşktan başka böylesi bir acı var mı,
Sevip sevipte ayrılmak insan böyle yaşar mı..

İstemem ellerini istemem gözlerini
İstemem bahar gözlüm ne seni ne sevgini

Geri dön bana gel beni sev diyemem sana
Gücüm yok kanadım kırılmış sevdadan yana
Şimdi sen yoluna ben kendi yoluma
Yalvarma boşuna gururlu ol

Ne umutları tüketti içimde gidişin
Ne acılarla tanıştı seni seven yüreğim
KAhrettim hayata küstüm sevdaya
Bir kez olsun elim bir kez gitmedi telefona
Aramadım sormadım seni
Çünkü sen sevseydin bırakpta gitmezdin beni
Hiç bir şey olmamış gibi çıkmış karşıma
Acılara gömülmüş maziden affedercesine bahsediyorsun
Şimdi git git ki sende anla severken ayrı kalmayı
Her gece kadehleri ard arda yudumlayıp susuz kalmayı
Ağlama gülsün yüzün terkettiğin gün gibi
Yalvarma başın dik olsun
Beni sattığın ellere gittiğin gün ki gibi

Geri dön bana gel beni sev diyemem sana
Gücüm yok kanadım kırılmış sevdadan yana
Şimdi sen yoluna ben kendi yoluma
Yalvarma boşuna gururlu ol…

HAYAT DEYİNCE

Hayat, kısa gelen bir battaniye gibidir.
Yukarı çekersiniz ayak parmaklarınız isyan eder,
aşağı çekersiniz omuzlarınız titrer..
Ama yine de,
neşeli insanlar dizlerini karınlarına çekerek,
rahat bir uyku uyumayı başarır...

Hesabını Sormadık

HESABINI SORMADIK

Belli kazancına sınırsız servet
Katanlardan hesabını sormadık
Kıyak emeklilik ile yan gelip
Yatanlardan hesabını sormadık

Sorulmazsa günahlarından amel
Amacına ulaşmıyor ki emel
Seçim için sahte betondan temel
Atanlardan hesabını sormadık

Yaratanla bir oldular yakarıp
Sevap işlemediler yara sarıp
Parasını yurt dışına çıkarıp
Batanlardan hesabını sormadık

Bütçe denkleştirir alır coniden
Para zimmetine geçer huniden
Zaman aşımıyla ölüp yeniden
Bitenlerden hesabını sormadık

Gelir eşit dağıtılmaz bölüme
Sınır koyarlar doğacak dölüme
Açlık sınırında bizi ölüme
İtenlerden hesabını sormadık

Bekleriz kurtarsın gelip te nebi
Kimlere inmedi dipçiğin dibi
Hudut ötesinden barzani gibi
Ötenlerden hesabını sormadık

Çile çekmiş, başında nemruduyla
Gelmişler belki bir, iş umuduyla

Dokunur

DOKUNUR

Karar uygulamaz yasa delinir
Ayak yanlış gider başa dokunur
Kirli geçmişinden rakam alınır
Ağzından dört çıksa beşe dokunur

Suyun yol alırken durgundan farkı
Kendine yön verir beslerken arkı
Lafla çevirirsen olmayan çarkı
Verdiğin her nefes boşa dokunur

Aşkın sentezinde genç kız eğitmiş
Sosyete çarkında ahlak öğütmüş
Silikon taktırıp göğüs büyütmüş
Kucaklasan meme döşe dokunur

Ölüm nehirleri İran’a akar
Sırada Suriye Türkiye’de var
Karşısına dipsiz bir kuyu çıkar
Afganistan Irak Buş’a dokunur

Çirkinliğe dürüstlüğü yap katık
Sinsice çevrende birikmiş atık
Var mı insan gibi başka yaratık
İçini deşince dışa dokunur

Ali dibo gibi halkı soyuyor
Şeytanca iş yapıp gözü boyuyor
Haram lokma ile karnı doyuyor
Yok insanlık onda dişe dokunur

Ahmet Canbaba

Merhum Hüseyin Balıma

HÜSEYİN BALIM

Başkasına verir iken öğüdü
Ondan ders almayan dostu çoğudu
Çantadan çıkarır kalem kağıdı
Sözüm dinlenmiyor demek sakalım
Yokta, ondan diye yazardı Balım

Hele bir kız görsün kafe ye girip
İsmini öğrenir gizliden garip
Adını yazdığı kağıdı verip
Kız bir bak ne halım, o çıksın falım
Der, elinden tutar Hüseyin Balım

Nerede sorunlu bir kişi görse
Fetva verir Balım sırrına erse
Bir tanıdık bulur ne kadar zorsa
Derdin varsa çaresine bakalım
Üzülme be arkadaşım der Balım

Rasim Köroğlundan, Nusret Turandan
Sevmez dostu arkasından vurandan
Ceylanından, haksız hesap sorandan
Mümkün mü o anlatırken bıkalım
Ağzından bal akıtıyorken Balım

Dost içinde kin beslenen öce,de
Karşıydı o haksız karşı güce,de
Aydınlığa ulaşan her gecede
Anma günlerinde bir mum yakalım
Affeder dostlarını belki Balım

Bir mevzu açardı hiç yoktan sana

Kimse bilmeyecek...

Ömrüm artacak seni sevdikçe
Baharlardan koparılmış
Bir gülüşün olacak ince
Kimse bilmeyecek

Bütün saadeti evinde bulduğunu
Benim bildiğim kadar
Senin kalbini, ruhunu
Kimse bilmeyecek

Birlikte tutacak dişimiz, başımız
Bölüşeceğiz ağrılarını dünyanın
Böyle akacak hayat savaşımız
Kimse bilmeyecek

Bizden iyilik öğrenecek insanlar
Duygudan, düşünceden büyüteceğiz çocuklarımızı
İçmizden akacak zamanlar
Kimse bilmeyecek...

Oğuz Kazım Atok

TERKETTİĞİN GÜN

Hala dün gibi hatırlarım.
Hala bu gün gibi ağlarım.
Gözlerimin önünde beni terkettiğin o gün.
O saat,o veda anı,o yaşanan dram.
Seni bırakmamak için nasılda sarılmıştım sana.
Sende öfkeli nasılda çekmiştin boynundan ellerimi.
Düşürmüştün iki yana.
Seni bırakmamak için nasılda durmuştum kapıda.
Azmış bir köpek gibi.
Bağırmıştım sana.
Gidemezsiiiiin hayıııııır gidemezsiiiiiin.
Sen evet sen.
İlk defa nasılda bağırmıştın sen bana.
Gökten yıldızları düşürdün sanki.
Gideriiiim eveeeet gideriiiim karışamazsııııın.
Nuh dedin peygamber demedin.
Nasılda içmiştim sabahlara dek.
Resimlerine bakıp tek tek.
Nasılda ağlamıştım çocuklar gibi.
Nasılda yıkılmştım ardından.
Öylece kalakalmıştım.
Nasılda öfke kusmuştum sana.
O an elimde silah olsa vururdum seni.
Yo yo vuramazdım,kıyamazdım sana.
Sen benim aşkım,gülüm,sevgilimdin.
Gitmeyecektin.
Veda etmeyecektin bana.
Sen dayayıp sırtıma silahı.
Çekmeliydin tetiği.
Vurmalıydın bu garibi.
Vurmalıydın acımasızca.
Ölmeliydim şuracıkta.
Bu ayrılığı yaşamamalıydım.

BU GECE SON

Bu gece son.
Resmine bakıpta ağlamalarım.
Mektuplarda teselli bulmalarım.
Buranın meyhanesinde sarhoş olmalarım.
Bu gece son.
Artık sana kavuşacağım.
Bu hasretlik bitecek.
Bu gece son.
Tek başıma sokaklarda dolaşmalarım.
El ele gezen çifte baka kalmalarım.
Yastıklara sarılıpta yatmalarım.
Bu gece son.
Artık sana kavuşacağım.
Bu hasretlik bitecek.
Bu gece son.
Her yağmur yağışında seni düşünmelerim.
Sevgisizlik ve sensizlikten üşümelerim.
Ben burada sen orada diye gücenmelerim.
Bu gece son.
Artık sana kavuşacağım.
Bu hasretlik bitecek.

NİHAT İLİKCİOĞLU

Kırılsın Mağrurların Gururu

İman zayıflar,nur söner kara yüzlülükten.
Dili evet der,söylemez yürekten.
İnadına bu kadar dayatan, ayak direten.
Nerde kerem,nerde haya,nerde ayıp örten.

Fazla güvenme bu dünyanın temeli çürüktür.
İmanları boğazlarından aşmaz,amelleri sönüktür
Kaldırdıkları toz ve fitneler kendilerine yüktür.
Nerde kerem,nerde haya,nerde ayıp örten.

Kurtul,yokluk aleminde ki şüphe ve terettütden
Neden bağırıp duruyorsun, körlüğüne rağmen.
Mala mülke soya sopa güvenen, nazlanan sen.
Nerde kerem,nerde haya,nerde ayıp örten.

İstanbul / 2002

Ali Kılıç Kakiz

Gönül Pınarı Efendimiz

Köy köy, çadır çadır, söylerdi kasideler.
Yaptığı fedakârlıklar, asırlara eş değer.
Cennetin gülü, gönül çiceği Şeyma’dır meğer.

Nur dağına yemek getiren Hatice annemizdi.
Uzaklaşıyor gibi bir taşın arkasına gizlenirdi.
Saatlerce efendimizi orada bekler gözlerdi.

Bitmeyen sevdalar iki bedende tek bir ruhtur.
Haticetül - Kûbra kadar bana iyilik eden yoktur.
İnananların dev ahlâk ufukları ne yüce ne hoştur.

Bakışların mana dolu güzellik, ey Allah’ın habibi.
Alemlere gönderilen hem Resûlsün hem nebi.
Sen Gönüllerin pınarı Havzı Kevserin sahibi.

Mekke / Arafat dağı 1400H.

Ali Kılıç Kakiz

Ey Oğul!

Oğul, akıl durur kader yol alır bilmelisin.
Zorluğu yenmek çok zor, az gülmelisin.

Buna olta derler, bir adım gitme sakın ha.
Anne balık nasihat ediyor oğluna.

Ucunda ki yeme aldanma, yutarsan yanarsın.
Şuna çarpma derler, takılırsan kurtulamazsın.

Kunuşurlarken bir avcı atmaz mı serpme ağını.
Ne gelir elden faydası yok, ısırsan parmağını.

Yavrucak soruyor,üzerimize atılan nedir anne?
Yavrum bunada tepeden inme derler bak dinle.

Kaza geldimi göz kör olur, gayri sakınılmaz.
Ecel ağı düştümü, hiç bir canlı kurtulmaz.

Eğer anlarsan, bir musibet bin nasihatten yeğdir.
Kibir iblise mahsutur, doğru söze ne denir.

İçel / Mut 1988

Ali Kılıç Kakiz

Seni sensizliğe anlatıyorum

Zaman öylesine çabuk geçiyor ki birtanem,
anılar yok olacağı,silineceği yerde,
barajdan taşan su örneği,
daha bir coşkulu,daha bir saldırgan
Şimdi,nerdesin,kiminlesin bilemem
bildiğim tek şey,bendeki senin,
beni nasıl kahrettiği ve yok ettiğidir
Mutluluğu uzaklarda aradın birtanem
yanıbaşında olan sevinçleri ve acıları
kendinle bütünleştirebilseydin eğer,
şimdi böylesine solgun ve terkedilmişliğin
ezikliğini duymayacaktık
Her gün,her saat ve her dakika,
büyük bir çığ gibi büyüyorsun kafamda
Seni kendime,seni sensizliğe anlatıyorum,
tükenmiyorsun...

Gözlerinden yüreğine aktarırcasına

Alışılmışın dışında bir başlangıçla,
beraberliğe adım attık
Biraz kuşkulu, biraz da
boşvermişli bir tavırla
Oysa zamanın her ilerleyişinde yazılanlar
ve yürekten gelen anlatımlar sonucu,
baglılıgın en iyimser ve
en sevecenine dogru yol alıyoruz
Ve zaman aşımı sonrasında,
duygularımızı kagıt üzerine
sergileyen sen ve ben,
Sıcak, sımsıcak beraberliği
sonsuza dek yaşatacagız
İşte o gün, buluştugumuz gün
ellerini avucumun içine alıp,
gözlerinden yüregine aktarırcasına,
sana, seni sevdiğimi söyleyeceğim

Ey kalbim!..

Senin olduğun her yeri sevebiliyorum mesela
yüzümde açan sebepsiz gülmelerin sebebi olabiliyor varlığın
yokluğun gözlerimin içine,bakışlarıma kadar yerleşiyor
neye baksam buruk olabiliyorum yokluğundan
halbu ki hayata geniş anlamlar yüklemiştim ben
aşmıştım bir çok şeyi
yaşadımsa bir acıyı
tekrar çekmem aynısını demiştim
yandıysa canım bir kez uzanan ellerden
bir başka el dokunamaz kalbime aynı acıyla demiştim
bir varlığa ve bir yokluğa sığdırmamıştım ne gözyaşlarımı,ne gülüşlerimi..
kalbimin efendisi olmayı seçmişken,
böyle savunmasız teslim olmamıştım,
yürek ki şefkate muhtaç
yürek ki sevilmeye aç
ey kalbim!
bu kadar mı yalnız kaldın,
yalnızlığı kula mahsus olmayan bu yerde,
sonsuzluk sahibi,sahibin varken,
sen nasıl böyle teslim oldun?
ey kalbim!...

özlem t.

Bağlanmayacaksın

Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
"O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.

Ve zaten genellikle o daha az sever seni,
Senin onu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de
korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları...
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
"O benim." diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan birşeylerin...
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait
olacaksın.
Mesela turuncuya, yada pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.

Gitmek

Bugünlerde herkes gitmek istiyor.
Küçük bir sahil kasabasına,
Bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara...

Hayatından memnun olan yok.
Kiminle konuşsam aynı şey...
Herşeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.

Öyle "yanına almak istediği üç şey" falan yok.
Bir kendisi.
Bu yeter zaten.
Her şeyi, herkesi götürdün demektir.
Keşke kendini bırakıp gidebilse insan.
Ama olmuyor.

Hadi kendimize razıyız diyelim, öteki de olmuyor.
Yani herşeyi yüzüstü bırakmak göze alınmıyor.

Böyle gidiyoruz işte.
Bir yanımız "kalk gidelim",
öbür yanımız "otur" diyor.

"Otur" diyen kazanıyor.
O yan kalabalık zira...
İş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile,
Güvende olma duygusu...
En kötüsü alışkanlık.
Alışkanlığın verdiği rahatlık,
Monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor.
Kalıyoruz...
Kuş olup uçmak isterken, ağaç olup kök salıyoruz.

Evlenmeler...
Bir çocuk daha doğurmalar...
Borçlara girmeler...
İşi büyütmeler...
Bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor.

Misal ben...
Kapıdaki Rexi bırakıp gidemiyorum.
Değil bu şehirden gitmek,

İllâ Edep İllâ Edep...

Lokman hekime sordular:edebi kimden öğrendin?
cevap verdi:yaptıklarını yapmaktan sakındığım edepsizlerden.
şaka niyetine de söylenmiş olsa bile,
her sözde akıl sahibi için ibret vardır
cahilin karşısında yüz hikmet okunsa da
Kulaklarında kalan sadece masaldır.

Bence Artık Sen de Herkes Gibisin

GÖNLÜMLE BAŞ BAŞA DÜŞÜNDÜM DEMİN
ARTIK SİHİRSİZ BİR NEFES GİBİSİN
ŞİMDİ TA İÇİNDE BOMBOŞ KALBİMİN
AKİSLERİ SÖNEN BİR SES GİBİSİN
MAZİYE KARIŞIR SEVDA YEMİNİM
BİR ANDA UNUTTUM SENİ EMİNİM
KALBİMDEN KALBİNE YOK BİLE KİNİM
BENCE ARTIK SEN DE HERKES GİBİSİN...

Anket

Powered by Drupal - Design by artinet