Giriş Sayfası Yap Açılış Sayfası Yap  | (ctrl+D)   Favorilere Ekle  Sık Kullanılanlara Ekle

Aile

Gençlik, Evlilik, Aile...

Özellikle son yıllarda pozitivist anlayış, insanı inançlardan ve ahiret bilincinden uzaklaştırmıştır. Günümüzde birçok değer yargısı değişmiş ve ahlâkî bir erozyon hızla devam etmektedir. Dünyevîleşen insanın elinden tutulup Rabbiyle buluşturulması ve tekrar ona ahiret bilincinin verilmesi gerekmektedir. Her türlü kötülüğün temelinde inançsızlık vardır. Özellikle ahiret bilincinden uzaklaşan insanlar, daha kolay kötülük yapabilmekte ve günah işlemektedirler.

Dünyevîleşme gün geçtikçe artmakta, insan zevk peşinde koşmaya başlamakta ve sadece tatmin arayışına girmektedir. Dünyevîleşen günümüz insanı, nefsini tatmin için her türlü yola başvurmaktadır. Zevk ve sefa toplum sağlığını tehdit eder bir boyuta ulaşmıştır. Zevk kültürü, insanlar arası ilişkileri bir mücadele zemininde ele almaktadır.

Kişisel dokunulmazlık

Çocuğun kendine ait özel bir odasının olması, özsaygısının gelişmesine yardımcı olur. Elbette her çocuğun kendine ait bir odası olmayabilir, ama hiç değilse bir odanın bir bölümünün kendine ait olduğunu bilmesinin çok yararı vardır. Bu da olanak dışı ise, özel bir dolap, hatta bir çekmece çocuğun ayrı bir birey olduğununun somut bir sembolüdür.

Son olarak, yaşadıkları ev nasıl bir ev olursa olsun, çocukların evleriyle ilgili sorumluluklar üstlenmesi gerekir. Sadece yaşadıkları alanın hijyen koşullarına uygun, ekonomik ve düzenli olması gerektiğini değil, aynı zamanda, tüm çevrelerinin düzeninden ve temizliğinden de sorumlu olduklarını bilmelidirler. Gerçekte bunların sağlanmasının ve koyulan kuralların uygulanmasının çok kolay olmadığını biliyorum, ama lütfen kararlarınızı azimle sürdürmeye çalışın ve 4. Bölüm´de sizlere önereceğim bazı ipuçlarını ve stratejileri deneyin.

ALIŞTIRMA: Evin kontrolü

Teşvik

Anababa olarak görevimiz çocuklarımıza bir okul değil, bir yuva sağlamaktır; ancak, evin ya da bahçenin bir bölümünde, onlara ilgi ve yeteneklerini geliştirebilecekleri özel bir yer ayırabilirsek, özgüven kazanmalarında bunun büyük yararı olacaktır. Bu alanda da istedikleri kadar gürültü yapmalarına ve ortalığı dağıtmalarına izin vermelisiniz. Bu özel alanı çocuklarınızın hoşlandığı oyuncaklarla, bilgisayar ve kitaplarla, dergiler, müzik aletleri ve kendi başlarına oyalanmaktan zevk aldıkları her türlü malzeme ile doldurun.

Dış dünyayla yeterince temasınız var mı?

Günümüzde pek çok ailede hem annenin, hem de babanın çalışması ve yaşamlarının çok stresli olması, evlerini sığınak gibi görmelerine neden olmaktadır. Diğer taraftan, çocukların bireyi oldukları ailenin, ileride çocukların da bir üyesi olacağı bir dünyadan kopuk olmaması gerekir.

Kendinize şu soruları sorun:

- Aileniz toplumla dostluk ve işbirliği içinde yaşama konusunda çocuklarınıza yeterli ve iyi bir model oluşturuyor mu?
- Aileniz çocuklarınızın geniş çevrelerini şekillendirmesinde etkin bir rol oynuyor mu?
- Değişik çevrelerden ve yeterli sayıda konuklarınız oluyor mu?
- Ailece evin dışında da yeterince vakit geçiriyor musunuz?

ALIŞTIRMA: Ailenin kontrolü

Bu alıştırmayı varsa, eşinizle yapın. Eşiniz bu konuda istekli değilse, ya da yalnız yaşıyorsanız, alıştırmayı tek başınıza yapabilirsiniz, ancak sonucu mutlaka yakın bir arkadaşınızla tartışın.

Her bir alıştırmayı yaparken, yukarıda ilgili bölümü okumanız gerekebilir.

Her biriniz ailenizin en önemli üç amacını yazın.

Yazdıklarınızı karşılaştırın, tartışın ve ortak bir amaç listesi yazın.

Roller ve sorumluluklar açık ve adil mi?

"Ne kadar büyük ya da küçük olursa olsun, her sosyal grup yetkilerini belirlemeli ve üyelerine gücünü, konumunu ve sorumluluklarını açıklamalıdır."
Stanley Coppersmith

Toplumda ailenin rolü değiştiği gibi, günlük yaşamda da aile bireylerinin rolü değişmektedir. Bu roller her ailede farklı olabileceği gibi, aynı ailenin değişen gereksinimlerine göre de farklılık gösterebilir.

Kurallar açık mı ve herkes tarafından kabul ediliyor mu?

Aynı çatı altında güvenli ve uyum içinde bir yaşam sürebilmek için, her ailenin bazı kurallarının olması gerekir. Çocukların özgüvenini etkileyen aile kuralları ile ilgili belli başlı sorunlar şunlardır:

Çocuk bir kuralın varlığından, ilk kez bu kuralı çiğnediği zaman haberdar olur. (Örneğin, "5 yaşın üstündeki her çocuk, içeceğini yere döktüğü zaman, kendisi temizler." kuralını "Döktüğünü hâlâ neden temizlemedin?" sorusu ile karşılaştığında öğrenir.)

Çocuklar anlaşmazlık konusu olan bazı kuralların "çapraz ateş"i arasında kalır. Bazen, eğer "kurallar"la ilgili anlaşmazlıklar anababanın ilişkisini olumsuz yönde etkilerse, o zaman çocuk duygusal olarak daha fazla zarar görür, çünkü çocuk anne ve babanın birbiri üzerinde üstünlük kurmaya çalışmasının, kendi gereksinimlerinden daha önemli olduğu duygusuna kapılabilir.

Yeterince İyi Bir Aile Olmanın Yolları

"Bütün suç ailemde - annem hep ailenin dışında bir insan gibi davranırdı."

"Onun kabuğunun dışına çıkamamasına hiç şaşmıyorum - zaten onun aile ortamına dışarıdan birinin girmesi kesinlikle mümkün değildir."

"Herkesin birbiriyle yarıştığı bir aile ortamında, zavallı kızın başarı duygusu tatmasını nasıl bekleyebilirsiniz ki?"

"O ailede herkes kendisini başkalarından üstün görüyor - çocuklarına çok acıyorum. Zavallılar sanki kafeste büyüyor. Ne dışarıda oynamalarına, ne de alışverişe gitmelerine izin veriliyor. Yüzmeye bile ailece gidiyorlar."

Bunlar profesyonel psikologların değil, sokakta yürürken ya da trende seyahat ederken kulak misafiri olduğum bazı insanların konuşmaları. Aslında, yetenekli bir kulak misafiri bu tür gözlemlerle bir haftada bir kitap yazacak kadar malzeme toplayabilir!

Çocukların iç ve dış özgüven kazanmalarında aile yaşamının çok olumsuz etkileri olabileceğinin kabul edilmesine karşın, acaba "olumlu" etkisi olan niteliklerden herkesin haberi var mı?

Anne-baba olma sanatı

Biyolojik anne-baba olmanın, olayın yüzeysel ve kolay tarafı olduğuna inanmışımdır. Detaylı ve zor olan, bir çocuğu kişiliği gelişmiş, özgüveni yerinde, başarılı ve mutlu bir birey olarak yetiştirebilmektir. Anne-babalan sanatçılar olarak görürüm. Çünkü çok önemli bir eser yaratıyorlar. Anne-baba olmak da bir sanat bence. Yaratılan eseri, en güzel biçimde şekillendirmek söz konusu.

Her sanatçının kendisini geliştirmesi gerektiğini biliyoruz. Anne-babalar da kendilerini sürekli geliştirmeliler. Her sanatçı yaratıcılığını sonsuz bir şekilde ortaya koymalı. Anne-babalar da yaratıcılıklarını ortaya koymalılar. Sanatçılar yarattıkları eserden gurur duyarlar. Anne-babalar da çocuklarından gurur duymalılar. Ancak sanatçılar yarattıkları eseri beğenmediklerinde bozup yeniden yapma özgürlüğüne sahipler, anne-baba olma sanatında ise böyle bir yap-boz olayı mümkün değil. Çocuklara ilişkin yapılan hataların geri dönüşü yok.

Evlilik ve anne-baba olmak

Evlilik özen gösterilmesi gereken bir süreç; sevgisiz, bakımsız olduğunda hastalanabilir ve soluk alamaz hale gelebilir. Çocuk da özen gösterilmesi, ilgi gösterilmesi gereken, sevgiyle beslenen, büyüyen bir varlık. O da özensiz ve bakımsız olduğunda sağlıklı olamaz. Hem evlilik sağlıklı olmalı, hem çocuk ya da çocuklar.

Bu anlamda eşlere çok büyük sorumluluklar ve görevler düşmekte. Evlilik kötüye gidiyorsa çocuklar bundan çok olumsuz yönde etkilenirler, çocuklar mutsuzsa aile bu mutsuzluk olumsuz etkilenir. Birbirlerini hem olumlu hem de olumsuz olarak tetikleyen bu yaşantıları dengelemek eşlerin elindedir.

Evlilikler genellikle çocuk doğuncaya kadar sorunsuz gittiği görünür. Çocuk dünyaya geldikten sonra eşlerin anlaşmazlıkları artar. Acaba gerçekten böyle midir? Gerçekten de eve gelen bu üçüncü, küçücük şahıs iki yetişkini birbirine düşürebilir mi? Yanıtları bir sonraki bölümde bulabilirsiniz.

Asla eşinize baba olmayın

Eşlerine anne olan kadınlar olduğu gibi, eşlerine baba olan erkekler de var. Bu erkekler baba olduktan sonra, baba olma rollerini eşlerine de genellerler. Eşlerine tıpkı bir babanın, çocuğuna davrandığı gibi davranırlar. Eşlerine sürekli karışırlar, yol gösterirler, eşlerinin devamlı hata yaptıklarını düşündüklerinden onları hep uyarırlar, yanlışlarını yüzüne vurmaktan çekinmezler, eşlerine doğru yolu göstermek için uğraşırlar, eşleri hata yaptığında bağırır, küser ya da duygusal cezalar verirler.

Eşlerinin herhangi bir konuda tek başına karar almasını istemezler, tepki verirler. Bu erkeklerin eşleri kocalarına sormadan saç şeklini ve rengini değiştiremez, bir arkadaşıyla dışarı çıkamaz, tek başına alışveriş yapamazlar.

Evliliğiniz ve babalığınız

Erkekler baba olmaya can atarlar. Baba olmak onlar için erkekliğin bir kanıtı ve aynı zamanda soyun devamı anlamına gelir. Her ne kadar 2000´li yılları yaşıyor olsak da ve her ne kadar cinsiyet ayırımı yapmıyoruz desek de, halen pek çok babanın gönlünde erkek çocuk yatar. Çünkü soyu erkek çocuğu devam ettirir düşüncesi beyinlerine yerleşmiştir.

Bu yıl (2003) bebeğinin cinsiyetini öğrendiğinde hayal kırılığına uğrayan bir baba tanıyorum. Kendisi en iyi okullarda okumuş, yurtdışında görev yapmış, konuşmaları ve düşünceleri oldukça çağdaş bir genç erkek olmasına karşın, çocuğunun kız Bacağını öğrendiğinde, "Neden erkek değil ki? Keşke erkek ol-Saydı" demesi beni çok şaşırtmıştı. Çağdaşlaşıyoruz diyoruz ama zihinlerin içi medeniyete ulaşmadıkça, çağdaşlık sadece görüntüde kalıyor. Ne yazık!

Annelik rolünü hayatınızın merkezi yapmayın

Bu başlık sakın sizi yanıltmasın. Anne olduktan sonra çöl doğal olarak, yepyeni sorumluluklar sizi bekliyor olacak ve sorumluluklarınızı sevgiyle ve içtenlikle yerine getirmelisiniz, Çocuğunuzun yaşı kaç olursa olsun ona zaman ayırmalı, sağlıklı iletişim kurmalı ve ona sevginizi hissettirmelisiniz. duygusal ihtiyaçlarım karşılamalı, ona destek olmalı, sınırla öğretmeli, okul yaşamında ona yardımcı olmalı, arkadaş ilişkilerini kontrol etmeli, fizik sağlığına özen göstermeli, ona yaşan öğretmelisiniz. Ancak tüm bunları yaparken evliliğinizi, kendinizi ve eşinizi de ihmal etmemelisiniz.

Eş rolünden anne-baba rolüne

Evlilik yaşamı kişinin hayatını bambaşka bir noktaya çeker. Artık tek başına düşünmek, tek başına karar vermek, aklına estiğinde istediğin yere gitmek, bireysel davranmak; yerini iki kişilik düşünmeye, iki kişilik karar vermeye, kısacası iki kişilik yaşamaya bırakmıştır. Artık tek başınıza uyumayacak, yatağınızı eşinizle paylaşacaksınız. Artık sadece kendi sevdiğiniz yemekleri değil, onun da sevdiği yemekleri yiyeceksiniz. Yepyeni bir eviniz var ve siz evinizin her köşesini eşinizle paylaşmak durumundasınız. Yatağınızdan mutfağa, banyodan tuvalete kadar, artık bireysel yaşamınız sona ermiştir ve her şeyi paylasaçağınız bir eşiniz vardır. Duygularınızı, düşüncelerinizi paylaşırken yeni sorumluluklarınıza da uyum sağlamak durumundasınızdır. Ne kadar uzun flörtler olursa olsun, aynı evi paylaşmadan çiftler birbirlerini gerçek anlamda tanıyamaz ve birbirlerine olan sorumluluklarını tam olarak tanımlayamazlar.

Çocuğunuz büyüyor...

İşten eve her dönüşünüzde minik bebeğiniz biraz daha farklı. O artık gözle görülür bir biçimde günden güne büyüyor. Bunu hissedebiliyor musunuz? Bebeğiniz sizi her geçen an daha farklı algılıyor ve size ihtiyacı daha da artıyor. Bunu görebiliyor musunuz? Eşiniz size onunla biraz ilgilenmenizi söylediğinde, eşinizin bu isteğini mantıklı mı buluyorsunuz, yoksa küçücük bir çocuğun size ne gibi bir ihtiyacı olabileceğini mi düşünüyorsunuz? Çocuğunuzla oynuyor ve onunla güzel zamanlar paylaşıyor musunuz; yoksa o annesinin eteğinin dibinde mutfakta dolaşırken, siz de ayaklarınızı uzatmış televizyonda akşam haberlerini mi izliyorsunuz?

Çocuğa sevgiyi davranışlarla göstermek

Bir koca düşünelim, karısına sürekli "Canım, hayatım, her şeyim" sözcüklerini kullanıyor ancak bu sözcükleri davranışlarıyla pekiştirmiyor. Akşamları sürekli eve geç geliyor, esinini hiçbir sorunuyla ilgilenmiyor, ona zaman ayırmıyor. Bu durumda kadının, kocası tarafından sevildiği hissi ne derece güçlü olabilir ki? Çocuklar için de aynı tablo söz konusu. Çocuğunuza sadece sevgi diliyle yaklaşmak değil, ağlayıp üzüldüğünde yal da mutlu olduğunda sadece ona sarılmak değil, aynı zamanda ona ifade ettiğiniz bu sevginizi davranışlarınızla da pekiştirmeniz gerekiyor. Biliyorum, içinizden "Anne olmak ne kadar da zormuş" diyorsunuz ama inanın bana, bu çok içgüdüsel davranışlarla anne olmayı hem daha çabuk hem daha kolay öğrene çek, hem de anne olmanın keyfine varacaksınız, çünkü anne olmak gerçekten de süper keyif verici bir uğraşı.

Çocuğa sevgiyle dokunmak

Babamın bana sarıldığını hiç hatırlamıyorum. Bizim evde kimse kimseye dokunmazdı. Annem bizi babamdan gizli gizli sever, öperdi. Annem çok katı bir kadındı, bir kez olsun beni öptüğünü ya da bana sarıldığını hatırlamam.
Ne acı değil mi? Üstelik hüzün verici. Aynı evi paylaşan anne-baba ve çocukların birbirlerine hiç sarılmadan ya da birbirlerini hiç öpmeden, hayatlarının çok önemli bir bölümünü geçiriyor olmaları inanılmaz gibi görünüyor. Tıpkı sevgi sözcüklerinde olduğu gibi; sarılmak, öpmek anlamında da bebeklere cömert davranıyoruz, ama bebek çocuk olmaya başlayınca bu cömertliğimiz birden cimriliğe dönüşüyor. Çocuk ergen ve genç olduğunda ise, ondan birkaç adım geri duruyoruz.

Çocuğun giyimini eleştirmek

Çocukların en çok eleştiri aldıkları konulardan biri de giyimleridir. Okul öncesi çağdaki çocuklar giyinmeyi bilmez, ergenler ise abartılı giyinir. Çok göze çarpan giysiler giyebilecekleri gibi, dağınık ve salaş görünümlü giysiler de giyebilirler. Örneğin şimdilerin bol paçalı ve yerleri süpüren pantolonlarını aileler asla beğenmediği gibi, ´´Ne çirkin oluyorsun bu pantolonla, sana yakıştığını mı düşünüyorsun? Çok komik görünüyorsun. Bu giysilerinle berbat bir görünümün var" şeklindeki duygusal saldırılara çok fazla başvuruyor. Miniklerin anneleri ise, onlarla canhıraş mücadele ederek, üstlerine giydikleri giysileri değiştirmeye çalışıyor. "Böyle parka gidemeyiz. Giydiklerin birbiriyle hiç uyumlu değil, çok çirkin olmuşsun" gibi yaklaşımlar küçük çocuklara itici geldiği gibi, ayrıca ağlayıp tepki göstermelerine neden oluyor.

Çocuğun psikososyal gelişimini desteklemek

Hem anne olmayı öğrenmek, hata yapmamaya çalışmak, hata yapma kaygısını hep yüreğinde taşımak, hem de çocuğun gelişim süreçlerine olduğu gibi psiko-sosyal gelişimine de olmak size yoğun bir sorumluluk gibi gelebilir. Kesinlikte haklısınız.

Meslek hayatım boyunca, terapi odasına girip de "Sanırım, iyi bir anne olamayacağım" diye ağlayan ya da telefonun diğer "tikim hanım, sanırım ben bu işi beceremiyorum" diye feryat eden annelere çok rastladım, hâlâ rastlıyorum.
Gerçekten de kolay bir uğraş değil anne olmak. Hele eşinizle aynı frekansta değilseniz işiniz daha da zor. Ne yazık ki, çoğu kez eşiniz sizinle aynı düşüncede olmayabiliyor. Siz çocuğunuza hoşgörülü yaklaşırken eşiniz bu tutumunuzu abarttığınızı söyleyebiliyor ya da sizin aşırı koruyucu davrandığınızı söyleyerek acımasız eleştirilerde bulunabiliyor. Bu da sizin zihniniz ikarıştırmaya ve yüreğinizi sarsmaya yetiyor.

Anne olmanın bir okulu yok

Ne yazık ki, anne olmanın bir okulu yok. Her mesleğin bir okulu var. Okula girmek için önce sınav kazanıyorsunuz, sonra o mesleği öğrenmek için 4 yıl ya da daha fazla süren bir eğitim sürecinden geçiyorsunuz, sonra da mezun olmak için yeterli bilgiye sahip olup olmadığınız sınanıyor. Yeterince çalışmadıysanız, dersleri başarıyla geçemediyseniz, devamsızlık yaptıysanız okuldan kaydınız siliniyor.

Şimdi aynı mesleki şartları anne olmak için düşünelim. Anne olmak için gireceğiniz bir okul olmadığı gibi, annelik sınavı, annelikten sınıfta kalma, annelik bilgisi ölçme süreci ya da annelikten kaydınızın silinmesi gibi bir durum söz konusu değil. Meslek seçiminde göz önünde bulundurulması gereken, kişiliğe göre meslek seçimi ya da yeteneğe göre meslek seçimi gibi bir alternatif de yok anne olmakta. Kişiliğiniz ve yetenekleriniz ne olursa olsun, nasıl olursa olsun, anne olduysanız bunların bir ön şartı yok.

Anne olmayı nasıl öğreniyoruz?

Peki, ya anne olmak? Anne olmayı nasıl öğreniyoruz? İçgüdüsel mi? İsteyerek mi? Zorunda olduğumuz için mi?
Davranış bilimcilere göre anne olmak duygusu bir içgüdü, ama aynı zamanda kendi annemizi model alarak öğrendiğimiz bir duygu ve davranış örüntüsü. Küçük kız çocuklarının oyunlarını gözlemlediğimizde, kollarında oyuncak bir bebek ve onu yedirip içirdiğini, uyuttuğunu görürüz. Küçük kızlar evcilik oyunlarında hep anne olur, bebeklerine bakar ve onları korur. Burada hem içgüdüsel bir motivasyonun hem de model alma davranışının birlikte yaşandığını görüyoruz.

Anket

Powered by Drupal - Design by artinet